4 Mart 2013 Pazartesi

Renk


Bazen rengi siz arayın kimseden beklemeyin. Deneme yanılma.
Mesela yeni müzikler dinleyin. TNK 5 Mart’ta yeni albümünü satışa çıkarıyor. Gerçi artık hepimiz internet üzerinden müzik gereksinimimizi gideriyoruz. Her neyse yeni albümde güzel parçaların olduğuna eminim. Uzun zamandır stüdyoda kayıtalardı. Güzel parçalar vardır elbet.
Mart ayı konserlerine bakın. Jolly Joker’de müzik zevkinize uygun konserler olacağına eminim. Geniş bir konser maratonu başlıyor.
Mesela internette sosyal medya hariç gezin. Özellikle moda ve online satış siteleri son zamanlarda rövanşta. Her geçen gün yenileniyor. Gap ve Banana Republic’de online satışa geçen markalar arasında yerini aldı. İncelemeye değer.
Acun Ilıcalı’da bu sektöre el atmakta gecikmemiş. Kızı İlknur Banu Ilıcalı ve kardeşi Dr. Ömer Ilıcalı ile birlikte ‘Sekiz İnternet Alışveriş Pazarlama’ adlı 5. Şirketini kurmuş. Hazır giyimden kişisel bakıma, takılardan teknolojiye birçok ürünü internet üzerinden çıkarmaya hazırlanıyorlarmış. Ayrıca Zeynep Ilıcalı’da geçtiğimiz günlerde ‘Teşekkürler Organizasyon ve Reklamcılık’ adlı şirketi kurmuştu. Ailecek her alandalar. Tebrikler.
Teoman’ın eşi de geçen hafta ‘333 Ayşe Kaya Fotoğrafçılık’ adlı yeni bir şirket kurmuş. Ağırlıklı olarak düğün ve yaş günü fotoğrafları çekilen bir şirketmiş. Merak etmedim değil.
Adidas Originals’da yeni bir koleksiyonla karşımızda. Çiçek ve hayvan baskıları, kanat öğeleri kullanılarak hazırlanan koleksiyon gerçekten ilgi çekici. Sitesine girip incelemekte fayda var.
Koleksiyon dedim de Rihanna’da şu sıralar koleksiyonlarıyla gündemde. River Island’a hazırladığı koleksiyonda mini şortlar, kısa tişörtler, tulumlar ve uzun etekler yer alıyor. Ve 5 Mart’ta satışa çıkıyor. Aynı zamanda MAC içinde hazırladığı koleksiyonun ilk ürünü RİRİ WOO isimli kırmızı ruj. Daha sonra da takma kirpik, far paleti ve oje hazırlaması bekleniyormuş. Bizde bekliyoruz o zaman.
Rihanna MAC’in yeni yüzümü olunur bilinmez ama Dior’un yeni yüzü Jennifer Lawrence maalesef. Maalesef diyorum çünkü kıyafeti üzerinde nasıl taşıyamadığını en yakın tarih olarak Oscar’da gördük. Ve Topshop – Google işbirliğinin yeni yüzü de Cara Delevigne olmuş. Asıl bu daha üzücü sanırım. Bir Victoria Secret’s ancak bu kadar itici bir insan seçebilirdi. Ve gidip bir markanın yüzü olmuş. Yorumsuz kalıyorum.

27 Şubat 2013 Çarşamba

85. Oscar Ödül Töreni ve Benden Notlar



85. Oscar Ödülleri pazar akşamı sahiplerini buldu. Ben de izleme fırsatı bulmuşken tabi ki de kaçırmak istemedim. Gecenin geç saatlerinde başlamasına rağmen bir an olsun ekran başından ayrılmadım da diyebilirim. Los Angeles’da bulunan Dolby Theatre’da gerçekleştirilen tören geçen seneye göre daha hafif geçti beklide. Özellikle kırmızı halı kısmı geçen sene daha göz doldurucu isimleri ağırlarken bu sene hafifti. Görmek istediğimiz kişilerin sanırım çoğunu göremedik. Bunun burukluğunu da yaşamadık diyemeyiz belki de.
Ödül töreni başlamadan önce tabi ki kırmızı halıdan geçen ünlülerin kıyafetleri herkesin merak konusuydu. Kim ne renk giydi? Hangi tasarımcıyı tercih ettiler? Gibi sorular burada da Los Angeles’ dada en çok konuşulan konular arasındaydı.
İlk olarak Kelly Rowland’ı gördük. Ten rengi, elbisesinin dekoltesi ve asimetrik kesimi, kakülü ve topuzu gerçekten çok hoş uyum içindeydi. Beğendiğim isimler arasındaydı.
Ardından ‘En İyi Kadın Oyuncu’ adayı Jessica Chastain kırmızı halıda görüldü. Sade şıklığını korumaktan yine vazgeçmemişti. Açık saçları elbisesine hava vermişti belki de.  Saç rengi ile bütünleşen elbisesi Armani imzasını taşıyanlardandı.
Daha sonra ‘En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu’ adayı Amy Adams geldi. En çok konuşulan kıyafetlerden biriydi başlarda. Kabarık ve gri tonlarında bir elbise tercih etmişti. 4. Kez aday gösterilmiş olması da ilgi çekiciydi.
Reese Witherspoon saks mavisi denizkızı modeli bir kıyafetle katılmıştı. Oda birçok kişi gibi straplez bir elbise tercih etmişti.
Gecenin en genç ‘En İyi Kadın Oyuncu’ adayı Quvenzhane Wallis tam 9 yaşında. Evet, herkesin aday olmayı yıllarca beklediği Oscar’a 9 yaşında aday oldu. Kazanmasını beklemiyordum zaten ama aday olması bile gerçekten etkileyiciydi. Saks mavisi kıyafeti, köpekli çantası, topuzu ve kendine olan güveni ile küçük bir prenses gibiydi. Ayrıca kıyafeti Armani Junior koleksiyonundan.
Merakla beklenen isimlerden birisi tabi ki de Jennifer Lawrence’dı. 2.kez Oscar’a aday gösterilen Jennifer Dior elbisesi ile kırmızı halıda görüldüğü anda pek çoğumuzun ilgisini çekti bence. Ancak saçının düşük topuzunu yaşına göre yakıştıramadım. Ve elbisesine göre de. Beyaz bir elbise tercih etmesi de hoşuma gitmeyen ikinci bir detay. Elbisenin kuyruk kısmı gerçekten çok hoştu. Tabi ‘En İyi Kadın Oyuncu’ Oscar’ını kazanıp sahneye almaya çıkarkenki kısma kadar. Öyle bir elbise ona fazla geldiği için yürüyemiyordu bile ve merdivenlerden çıkarken düştü. Başka bir ödül töreninde de eteği yırtılmıştı. Hatırlayan? Ayrıca Dior’un yeni yüzü oldu kendisi. Bir de bana göre aday gösterildiği kategoride kazanması gereken Naomi Watss’dı.
‘En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu’ adaylarından Sally Field Valentino elbisesi ile kırmızının gücünü kullanmayı tercih etmişti. Yaşına göre de gerçekten hoş bir kıyafetti.
Alexander McQueen imzalı elbisesi ile Amanda Seyfrield’da beğenmediğim isimler arasındaydı. Elbisenin alt kısmı hoşken boğaz detayını beğenmedim.
Catherina Zeta – Jones’u gördüğüm anda özlediğimi de fark ettim aslında. Altın rengi kıyafeti ile zarif bayanlardandı. Michelle Duglles ile birlikte yine mükemmel duruyorlardı.
Benim de favori ‘En İyi Kadın Oyuncu’ adayım olan Naomi Watss gerçekten beğendiğim isimlerden biriydi. Armani gri renkli asimetrik detaylı elbisesi güzeldi. Straplez elbiselerden sonra farklı kesim görmek mutlu etti beni. Ama oda dağınık topuz tercih edenlerdendi. Ve pek saçlarını beğenmedim diyebilirim.
Ve en çok merak ettiğim ve edilen Anne Hathaway’i görünce ilk başta hayal kırıklığı yaşamadım diyemem. Valentino bir elbise giyecekken son yarım saat içinde fikir değiştirip Prada bir elbise ile karşımıza çıktı. Bu kararsızlıkla ortak noktamızda çıktı Anne ile :) Saçları ve makyajı gerçekten çok hoş duruyor her zamanki gibi. Saç kesiminin yüzüne bu kadar yakışmasını kendisi bile beklemiyormuş. Elbisesine ilk baktığınızda çok 70’ler kokarken Audrey Hepburn havasını seziyoruz aslında. Ta ki arkasını dönene kadar. Sırt dekoltesi kolyesi ve detayları çok modern duruyor. Ayrıca ‘En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu’ Oscar’ını alırken ki hali görülmeye değerdi.
Nichole Kidman’da sade şıklıktan yanaydı. Uzun ve paletli bir elbise tercih etmişti.
Charlize Theron’u görüdüğüm anda tüylerim diken diken oldu aslında. Dior elbisesi ve  kısa saçları. Çok modern ve çok güzel duruyordu. Elbisesinin peblum kısmı özellikle çok hoşuma gitti.
Sadra Bullock bana göre şarap gibi kadınlardan. Yaşlandıkça kendiside güzelleşiyor. Denizkızı modeli siyah bir elbise ile görünce naifliğini hiç bozmadığını görüyorum.
Jennifer Aniston Valentino straplez kesim elbisesi ile kırmızı halıyı kırmızı ile karşılayan isimlerden. Ve tabi ki yine aynı açık saçlar.
Jennifer Garner eşinin başarısını Gucci özel tasarım şarap rengi elbisesi ile tamamlamak istemiş bence. Özellikle arka kısmının beğendim elbisesinin. Ve saçına verilmiş topuzun şeklini.
Bond kızı ve Halle Berry. Kısacık saçları Versace elbisesi ile çok hoştu. Elbisesinin omuz kısmı ve şekli hoşuma giden detaylardı.
Yılın en kötü oyuncusu seçilen Kristen Stewart’ında törene katılması şaşkınlık vericiydi. Asi halleri dağınık saçı ve elbisesi zaten vasatlardan.
Ve son olarak Adele’den bahsetmek istiyorum. Burberyy elbisesi ile bence kırmızı halının vasatlarından. Oysaki en merak edilenlerden biriydi. Ses olarak o kadar mükemmelken kıyafet konusunda vasat olması ilginç. Ancak ‘En İyi Orijinal Müzik’ Oscar’ını Skyfall ile almayı da ihmal etmedi.
Erkeklerden bahsedilmez pek kırmızı halıda ama George Clooney’den bahsetmeden olmaz bence. Kırmızı halının en karizmatik adamlarından biri belki de.
İlk kez Oscar’a aday gösterilen Hugh Jackman eşiyle katılmıştı ödül törenine. Ama ben annesi zannettim kendisini.
Bradley Cooper ise annesiyle gelmişti.Ve annesinin bir çok insana göre şık olması gibi de bir durum vardı.
Uzun bir bekleyiş sonrası ödül töreni başladı. Bu yıl Seth Macfarlane’nin sunuculuğunu yaptığı tören bazı kısımlarda sıktı maalesef. Başlangıçta Charlize Theron ve dansı güzeldi. Seth’in sempatik hallerini de es geçemem. Seth – Joseph – Daniel üçlüsünün gösterisi de idare ederdi. Gerçi Daniel ve Joseph’i görünce mutlu oldum zaten ben gerisiyle pek ilgilenmedim.
Catherina Zeta-Jones’un müzikal gösterisi de gecenin eğlenceli anlarındandı. Asıl belki de ‘Sefiller’ filminin oyuncularının gösterisi en çok ayakta alkış alan anlardan biriydi. Hepsinin sesi gerçekten de çok güçlüydü. Özellikle Russell Crowe sahneye çıkınca tüylerim diken diken oldu.
‘En İyi Film’ ödülünü alan Argo filmini Beyaz Saray’dan Oscar salonuna bağlanan Michell Obama açıkldı. 7 dalda aday gösterilen film 3 Oscar aldı. Ben Affleck bu işin hakkını verdi sanırım.
Bu yıl 50. Yaşına giren James Bond serisine özel gösterilerde gerçekleştirildi.
85. Oscar Ödül törenini de atlattık. Birkaç istisna hariç ödül dağılımı iyiydi. Bu yıl bir ilk bile yaşandı. ‘En İyi Ses Kurgusu’ ödülü iki ayrı filme verildi. Ayrıca yemek listesine de bir göz atmalısınız.
 İzlemek ve kendi açımdan yorumlamak gerçekten zevkliydi. Başka bir ödül töreninde denemelisiniz.



9 Ocak 2013 Çarşamba

Bir Şeyler.


Bir şeyler yazmak.

Neden bu kadar ara verdiğimi yine bilmiyorum.Sadece yazmak içinde ara vermek gerekiyor sanırım.Bu yazacakların birikmesiyle alakalı bir şey değil bence.Daha çok kendini ifade edecek zamanla ilgili.Ve koşuşturmacanın bizi yormasıyla.

Neye koşuyoruz bilmeden bir koşturmaca ortasında savruluyoruz.Bilmediğimiz bir güne başlarken o gün o kadar çok yorulacağımızı düşünmüyoruz.Farkına varmadan zamanımızı harcıyoruz.Tabiki de tutamayız zamanımızı ama neden koşuşturmaca da biraz da olsa onun farkına varmayı denemiyoruz bunu bilmiyorum.

Çoğumuz ertelemeyi seviyoruz.Başta ben.Hayatımın her anında erteleme yapmayı becerebiliyorum.Hastalığımı erteliyorum.Ailemi erteliyorum.Yazmayı erteliyorum.Okumayı erteliyorum.Bazen hayal kurmayı bile erteliyorum.Bu yüzden yorgunum sanırım.Ve bu yüzden belki de yazmaya ara vermem.Oysa ki en rahat olduğum ve en çok ben olduğum zamanlar yazdığım zamanlar.Birilerinin okuması gerektiği için değil beni hafiflettiği için yazdığım zamanlar.

Belki de bu yıl daha farklı olur her şey. Daha istikrarlı daha sağlam adımlarla ve daha bilinçli.Ne istediğimizi bilmeden hareket ettiğimizden çoğu yanlışımız.Kabul etmesi güç gelse de.Ve kısıtlamalardan yoksun.Evet şu kendimize koyduğumuz anlamsız kısıtlamalar.Düşününce şikayet etmelerimiz ne kadar boş geliyor.Elimizde değiştirecek gücümüz varken bunu değerlendirmeyen bizlerin şikayet ettiği binlerce şey.

Bir de bunların yanında yapmamız gereken empati var.Birazda olsa empati.Bence en çok biz empatiden yoksunuz.Anlamak yerine yargılamak.En kolayı bu olduğu için kendimize çıkarttığımız haklı sebepler.Nedensiz yere kırmak birini.Denemeye korkar olmuşuz empatiyi.Buda acınası olduğumuzun bir kanıtı.

Neyse sonuçta daha zamanımız varken değiştireceğimiz şeylere odaklanmalıyız.Koskoca bir yılda neler yapacağımızı görmeliyiz.Gücümüzün farkına varmalıyız.Zaten hayatlarımız kısacık.Bunun farkına varmamız bile zaman kaybettiriyor bize.Sizce ?

Şimdi geçen yıla bakarsak iyi kötü geçti.Yine yeni insanlar tanıdım keşfettim.Farklı alanlar gördüm.Sevdiğim insanlarla zaman geçirdim.Sevdiğim insanları canlı canlı dinleme fırsatı buldum.Kah güldüm kah ağladım.Bazen kırdım bazen de kırıldım.Farkına varmadan bazı pişmanlıklar yaşadım.Ve küçük mutluluklar mucizeler…

Geçen bir yılın ardından o kadar çok teşekkürüm var ki aslında hangisini yazmalıyım bilmiyorum.Ama yazımı okuyanlara çok teşekkür etmeliyim başta.Sonra benim için özel olan insanlar okuyunca da onlara teşekkür ettiğimi bilirler zaten. Bunu belirten bir şey yaparlarsa da ben mutlu olurum tabi J

Bu yıl için ilk planım sakin bir gece de oturup düşünmek.Sadece kendimi dinleyeceğim bir gece.Elimde defterim ve bu yıl neleri değiştirmemin gerekli olduğunu yazacağım  kalemim.Bu sene buralarda daha çok olacağım bu ilk önceliğim.Ve beni hayatında gerçekten çok isteyenin hayatında olacağım.Birde özlem gidermem gereken insanlar var.


Unutmadan.Gecikmeli ‘Mutlu Yıllar’.

7 Ekim 2012 Pazar

öyle işte.

Uzun zamandır yazmıyorum.Ve fark ettim ki çok özledim.Çok şey değiştiği için belki de çok özledim.Artık her şey farklı.Düşünceler farklı.Ortam farklı.Kalbimin atışı bile farklı.Ama huzurlu bir yandan da.
Her şey farklı ya insanlarda farklı artık.Güvenmekte farklı.Beklemediğin anda verilen tepkiler bile farklılaştı.
Alışmam gerek buna sanırım.Buna alışmak için bile geç kalmışım.Zamansızım yine bazen.Kelimelerin yetmediği yerlerdeyim.Bakışlarla anlatılan şeylerin hiçliğin de bazen de.
Özlemişim aslında yazmayı.Yazmayı özlemişken fark ediyorum da uzun zamandır konuşmayı da özlemişim.Saatlerin farkına varmadan konuşmayı.Oturup bir şeyler içerken konuşmayı...
Unuttum bazı şeyleride.Unutmak zorunda kaldığım için mi yoksa gerçekten mi unuttum farkında değilim ama yoklar artık.İyi ki de yoklar belki de.
Yeni heyecanlarım var artık.Kendimi bulabilmeme yararlar mı bilmem ama varlar işte.
Ve umutlarım.Kaybolmamış umutlarım var.Hissettiğim umutlarım.
Şimdilik iyiyim ben.Uzun zamandan sonra iyiyim.Ya siz ?

3 Temmuz 2012 Salı

Kaybolduğu Sanılan Kahraman


Küçükken anlatılan masalların kahramanları nerdeler ki şimdi ? Onların ölümsüz olduğuna inanmadık mı biz.Bu inanç yerini başka bir şeye bırakmadı bence.O zaman nerdeler şimdi ? Mutlular mı ? Aşık oldukları insanlarla evlendiler mi ? Pardon ölümsüzler ölümlülere aşık oluyorlardı bide.Sevdiklerini onca şeyden koruyup ta ölümden koruyamamaları onları bunalıma sokmuş olabilir.İnlerinde gün yüzüne çıkmaktan korkar hale gemişlerdir belkide.

Bizim kaybolduğunu sandığımız kahramanlarımız aslında çıkmadıysa karşımıza ? Kaybolduğu sanılan kahramanımız henüz hiç ortaya çıkmadıysa ? Sanırım hala aşk için bir umut var.Kahramanımız henüz ortaya çıkmadı ama kurtarmaya gelecek yakında sanırım. Ne dersiniz ? J

Bazı inançlar iyidir.İnanmak gerçekliğin payını arttırır.İsteklerin yönünü belirler.Bizim eksik kısmımızda bu olabilir.İnanmak ve istemek konusunda yetersiziz.Bu yüzden kahramanların varlığını kaybettiğini düşünüyoruz.Ama hayatımızın kahramanı henüz gelmedi ki kaybolsun.

Birde beklentilerimiz var tabi kahramanlarımızdan.Süper güçleri olmasına gerek yok başta sevgi bekliyoruz.Hissedilmesi gereken duyguların beklentisi içindeyiz.Ancak yine bir yanlış.Din dan don kapı zili ve yanlışın ilki beklentilerimiz vaken onların beklentilerini düşünmemek.Yanlışlar silsilesine hoş geldiniz.Sonra da yalnızız.Yoksunuz.Ve kahramansız çırılçıplak kalmış durumdayız.Kısacası herşey bizim elimiz de.Kahrmanımızın hayatımızda kalmasını sağlamakta onu ölümsüz kılmakta.

Şimdi bir düşünelim.Acaba kahramanımız hiç karşımıza çıktı mı ? Acaba kahramanımız hayatımız da mı ? Ve acaba kahramanımız ne zaman karşımıza çıkacak ?

Bugün ki ödevimiz bu olsun.Kahramanımız dan beklentimizi bir kağıda yazalım.Ama beklentilerimiz onun da beklentileri olabileceği için karşılayabileceğimiz beklentilerimizi yazalım.Bakalım gerçek bir kahramandan sevgi gibi büyük bir güç dışında neler istiyoruz…

6 Haziran 2012 Çarşamba

İnsanlar seni anlamayacak Gizem.Bunun yüzünden da acı çekmek boşuna belki de.Herkes mutlu aslında  sen olmadan da.Varlığının bir önemi yok ki .Sadece sözler var.Teselli cümleleri.Neye yarar bilinmez bir sürü cümle.Ve hayat devam ediyor.Hayır senin için değil devam eden hayat.Onlar için.Onlar seninle üzülmek zorunda değiller.Seni anlamak zorunda değiller.Herkes eğlenmek zorunda.


Senin yanlışın bu işte.İnsanların seni anlamasını beklemen.Bak nefes alamıyorsun aslında ama kimse bilmiyor.Bilmek istemiyorlar.Sen yalnızsın.Ailen seni nasıl yalnız bıraktıysa çevrendekiler de kendi içlerine çekildiler.Ve sen yalnızsın.Ayakta durabilir misin bu bile meçhul.Karamsar olmamakta senin elinde değil yaşadığın her şey seni zaten karamsarlığa itiyor.Sen yalnızsın farkına var.Üzül ağla kimse yanında değil.Tenine değen gözyaşların canını yaksa da bir şey değişmeyecek sen yalnızsın.Belki de en iyisi bırak hayat aksın insanlar için ama senin için dursun...Her şey bu kadar.

28 Mayıs 2012 Pazartesi

REDD'etmeye Bir Kaç Satır


REDD’etmeye birkaç satır…

Hayatımın en özel yerinde olan gruplarından biri.Belki de en özeli…Ne zaman tanıştım onlarla hatırlamıyorum bile.

Ama 50/50 ile Yalan Dünya’da Keyifli Bir Gün için, Nefes alabilmek ve Mutlu Olmak İçin Bahçelere Daldık onlarla.Deliyim Öperler dedim.Meleksin Güzel Sen Kendinde Ol Yeter dediler.

Birden Kirli Suyunda Parıltılar oluşmaya başladı.Gerçek Dünya’da Roman Kahramanı gibi hem Aşık hem de Çığlık Çığlığa ,  Bak Keyfine dediler.Sorular belirdi kafamda.Ne Olmaya Geldim , Hala Aşk Var Mı diye.Sorulara cevap ararken  fark ettim ki ben Artık Melek Değilim.Sadece Prensesin Uykusuyum.Falan Filan işte.

Senden Sonra Plastik Çiçekler ve Böcek…Bitmeyen cümleler kuruldu.Cümleler birbirini yeniden takip etti.Sanki her şeyi yerine tam anlamıyla oturtmak içindi bu takip.Gecenin Fişi Yok dediler.Anlatmak istediklerini sınırlandırmama adına belki de…

21’in son günlerindeyken içimden bir Çığlık yükseldi.Küçük Bir Çocukken okuduğum Masal’larda ki , oynadığım Oyun’larda ki Astrotanrı neredeydi şimdi ?Aslında Öyle Boş ki Hayat Sevsen de Sevmesen de sonu hep acı. Modern Adımlarla Yaşandım Daha Çok ondan belki de.Tamam Böyle Kalsın dediğim zamanlarda Seni Buldum ve fark ettim ki Özgürlük Sırtından Vurulmuş oldu seninle…Aşk Bu Kadar  Zor mu diye sorduğum sorular ise Dekadans’a uğradı. .Biliyorum Bir Şovalye Var İçimde.Don Kişot gibiyim.Vicdani Redd başladı.Her Neyse işte Aşktı Bu bunu biliyorum sadece.

Bir Varmış Bir Yokmuş diye yeniden hikayeye başladım bende.Yarım Kalan Günlük gibi eksiktim.Ormanda Kaybolmuş Bir Yaprak’tım ve savruldum.Bir Kelebeğin Kanatları yakaladı beni.Keyifli Bir Gün’dü belki de.Ruhların Takası gerçekleşti.Ve birden  Hayat Bir Film Seti’ne dönüştü.Bende Yalnızlık Şarkısı’nı seslendiren şarkıcıya.Aziz Olmak bu olsa gerek diye düşündüm.

Sonra Hayat Kaçık Bir Uykudur Sen Rahat Ol ve Ellerini Kaldır dedim kendi kendime.Aşık Oldum Celladıma aslında ben.Yolunda Gitmeyen Adam’dı o.Aslında Beni Sevdi Benden Çok ve Iskaladık Birbirimizi.Ama Senden Sonra Yavaş Yavaş Yavaş Sevmeden Geçer oldu Zaman.Ormanda Kaybolmuş Bir Yaprak’tım.Bir Yol Bulursun dedin.Ve herşey bitti.Telved Litak gibi tersti belki de her şey.Ama zaman aşıp gitmez cinayet bu farkında değilsin sadece.

Boşver…Ne kadar kolay bir kelime aslında.Ama yaşanılanları bu kadar kolay boşvermek kolay mı ?

Hayatımın öyle bir yerindeymişsiniz ki yazdıkça fark ettim bende.Aynı duygulara sahipmişiz ve siz anlatabilmişsiniz bende sizinle anlayabilmişim kendimi.Bilmezdim ki aynı düşüncelere de sahibiz.Şimdi daha da çok hissediyorum sizi.Sizle birlikte anılarımı…
Her neyse işte bende REDD’ediyorum çoğu şeyi sizin gibi.

21 Mayıs 2012 Pazartesi

bir şeyler işte


Bir şeyler karalamak istedim yine.Bencillik edip bende biraz kendimden bahsetmek istiyorum.


Uzun zaman oldu kendi dünyama dönmeyeli aslında.Yeni farkına vardım hep başka hayatlarda koşturup durduğumun…Hani huzurlu olduğunuz  yerde kalmak istersiniz ya o yüzden bu koşuşturmaca belki de.Ama hiçbir hayatta bulamadım o huzuru.Bende kendi dünyama tekrar döndüm.Bu dönüş içe kapanış değil aslında.Aksine bu dönüş huzura ve kendimi bulmama dönüş…O yüzden bu sabah uyanamama rağmen, saçımın başımın dağınık olmasına rağmen, gözlerimin şiş olmasına rağmen huzurluyum.Neden bilmiyorum ama umutlu uyandığım sabahlardan biri daha J

Birde çevremiz de her şeyi şekil çerçevesine sokan insanlar varya işte onlardan ciddi anlamda nefret etmeye başladım.Benim haz aldığım şeylerden haz alsa gerisinde nasıl olduğunun önemi yok aslında ama bunun farkında değiller.Tuhaf…

Son günlerde de birinin ismini sık sık duyar ve söyler oldum.Onun gülmesi , sarılması , öpmesi çok farklıydı.Tekrar beraber olmayı ister miyim ? Bilmem değişen bir şeyler olduysa belki ama olmadıysa aynı sonuca varmak boşuna zaman kaybı olmaz mı ?

Evde de yalnızım 2 haftadır.Ve o kadar çok yemek yememe rağmen zayıflıyorum.Babaannem farklı demekki L

Evde yalnızım dedim ya bunu duyan insanlarda bizim eve akın etmeye çalışıyorlar bu daha da ironik.Herkesi kendileri gibi basit zanneden insanlar var maalesef ki…

Uzun zamandır sinemaya da gidemedim biri hadi gidelim dese de gidebilsek keşke J

14 Mayıs 2012 Pazartesi

bir kaç soru


Kimse mükemmel hayata sahip değil.Herkesin  eksik bir yanı var.Ama önemli olan eksik yanı tamamlamak doldurmak değil mi ? Peki biz neden sadece bu eksikliklerden şikayet eder durumdayız ? Nedeni bize çevremizin bunu öğretmiş olması…Ne olursa olsun kaybedecek çok şeyimiz olduğunu öğretmeleri..Elimizde neyi tutacağımız konusunda bi bilgiye de sahip değiliz..Çünkü biz hayatımız da önemli olan şeylerin farkına varamadan onları kaybetmeyi seçmişiz.Sadece farkındalık kısmımız kaybettikten sonra ki boşlukta ortaya çıkar olmuş.Bu kısımda da hayatımızın boşluklarında kapılıp gitmişiz.

Ve bende kimi zaman hayatın boşuklarında kaybolmuşum kendimi ararken…

Eksik yanı tamamlamak dedim ya neden gurur kısmında bu kadar zorlanıyoruz ki ? Mutlu olmayı isterken  ondan kaçmakta bizim  şu hayatta başardığımız  en güzel olgulardan birisi bence.Aklımıza  gelen birine  (yani sevmediğimiz birinden bahsetmiyorum)  neden nasılsın diye sormuyoruz ? Bu kadar mı kaçar olduk herşeyden…Peki kaçıyorsak her şeyden neden şikayet ediyoruz eksik yanımızdan ?

İnsanoğlu garip.Zor.Duygusuz.Hissetmeyi bile bilmiyor.Sadece konuştuklarıyla varolduklarını sanacak kadar da aptallar aslında.Bu insanlar sizde olabilirsiniz yada sizin en yakınınız da olabilir.Mükemmel olmayan hayatımızı eksikliklerimizi gözden geçirip neden çabalamıyoruz ki ? Çabalayıp elde edememek başarmaktan daha rahatlatıcı değil midir kimi zaman ?

Sorular sorular sorular…Bana mantıklı cevaplar verebilecek var mı ?


Bu arada dün anneler günüydü. Bende anneler gününü kutladım.Canımdan çok sevdiğim babaannemin anneler gününü kutladım.Halamın anneler gününü kutladım, en yakın arkadaşımın annesinin anneler gününü kutladım.Annem hariç herkesin  anneler gününü kutladım ben.Ben her yıl olduğu gibi bu günü de eksik yaşadım.Olsun o nasıl bensizliğe alıştıysa bende onsuzluğa alıştım.O hariç herkesin anneler gününü kutladım.Anlam ifade etmesede… Annesiyle gülerek zaman geçiren herkesin annler günüydü belki de…Benim olmadığı gibi J

19 Nisan 2012 Perşembe

bir kaç gün..


Ne var biliyor musunuz sadece ilk bir kaç gün zor her şey için...İlk bir kaç gün birisiyle zaman geçirmek zor.İlk bir kaç gün birinden ayrılmak zor.Alışkanlıklarımızın yerini dolduran bir kaç günler zor bizim için..Bu yüzden bir kaç güne ihtiyacım vardı sanırım...

Birisiyle zaman geçirmeye başlayınca ona alışırsınız.Sürekli görüşünce de alışkanlık bağlanmaya doğru yol alır.Bu dostluklarda da böyledir ilişkilerde de..Her ikisinde de alışkanlıklarınızdan vazgeçip yeni alışkanlıklar edinirsiniz.Peki bir gün bunların da sonu gelince ne olur ?

Sade bir boşluk.Ve bu boşluk öyle ilginçtir ki aklınız da bir kaç gün aralıksız o gelecektir.Dinlediğiniz şarkılarda , izlediğiniz fimlerde , okuduğunuz satırlarda... Yine ne ilginçtir ki bunların daha önce bu kadar farkında değilsinizdir.Peki evren neden bizi bu kadar zorlar ? Hatırlatmada ne kadar da iyidir.Bir film de ' Bazen hatırlayarak yaşarız, ama bazen de unutarak.' diyordu adam.Çok etkilemişti beni sözü ama anlamı yoktu etkilerken.Şimdi şimdi nasıl da anlamlı gelmeye başladı.

Hatırlamak ve yaşamak..Unutmak ve yaşamak..Sonuç aynı yaşamak.Ama neden her şey bu kadar zorken yaşamak.Daha basit olsa artık.Yorgunluğumun üstesinden gelmek için daha basit olsa.Kendimi toparlaya bilmek için daha basit olsa.Sadece biraz daha basit olsa..

Şimdi listemde bir kaç özel şarkıyla dinginleşmeyi deniyorum.Bazı şarkıların içinde kaybolmak kadar özel bir şey yok sanırım.Sizi hiç terk etmiycek şarkıların içinde.Siz onlardan vazgeçene kadar onlar sizden vazgeçmiycek olan şarkıların içinde.Yeni bir listeyle yeni bir alışkanlık...Umarım iyi gelirler bana.Siz de denemelisiniz bence..Yeni bir alışkanlığa ne dersiniz ?

Atlatılması gereken bir kaç gün...Sonrasında her şey yine eskisi gibi...