3 Temmuz 2012 Salı

Kaybolduğu Sanılan Kahraman


Küçükken anlatılan masalların kahramanları nerdeler ki şimdi ? Onların ölümsüz olduğuna inanmadık mı biz.Bu inanç yerini başka bir şeye bırakmadı bence.O zaman nerdeler şimdi ? Mutlular mı ? Aşık oldukları insanlarla evlendiler mi ? Pardon ölümsüzler ölümlülere aşık oluyorlardı bide.Sevdiklerini onca şeyden koruyup ta ölümden koruyamamaları onları bunalıma sokmuş olabilir.İnlerinde gün yüzüne çıkmaktan korkar hale gemişlerdir belkide.

Bizim kaybolduğunu sandığımız kahramanlarımız aslında çıkmadıysa karşımıza ? Kaybolduğu sanılan kahramanımız henüz hiç ortaya çıkmadıysa ? Sanırım hala aşk için bir umut var.Kahramanımız henüz ortaya çıkmadı ama kurtarmaya gelecek yakında sanırım. Ne dersiniz ? J

Bazı inançlar iyidir.İnanmak gerçekliğin payını arttırır.İsteklerin yönünü belirler.Bizim eksik kısmımızda bu olabilir.İnanmak ve istemek konusunda yetersiziz.Bu yüzden kahramanların varlığını kaybettiğini düşünüyoruz.Ama hayatımızın kahramanı henüz gelmedi ki kaybolsun.

Birde beklentilerimiz var tabi kahramanlarımızdan.Süper güçleri olmasına gerek yok başta sevgi bekliyoruz.Hissedilmesi gereken duyguların beklentisi içindeyiz.Ancak yine bir yanlış.Din dan don kapı zili ve yanlışın ilki beklentilerimiz vaken onların beklentilerini düşünmemek.Yanlışlar silsilesine hoş geldiniz.Sonra da yalnızız.Yoksunuz.Ve kahramansız çırılçıplak kalmış durumdayız.Kısacası herşey bizim elimiz de.Kahrmanımızın hayatımızda kalmasını sağlamakta onu ölümsüz kılmakta.

Şimdi bir düşünelim.Acaba kahramanımız hiç karşımıza çıktı mı ? Acaba kahramanımız hayatımız da mı ? Ve acaba kahramanımız ne zaman karşımıza çıkacak ?

Bugün ki ödevimiz bu olsun.Kahramanımız dan beklentimizi bir kağıda yazalım.Ama beklentilerimiz onun da beklentileri olabileceği için karşılayabileceğimiz beklentilerimizi yazalım.Bakalım gerçek bir kahramandan sevgi gibi büyük bir güç dışında neler istiyoruz…

6 Haziran 2012 Çarşamba

İnsanlar seni anlamayacak Gizem.Bunun yüzünden da acı çekmek boşuna belki de.Herkes mutlu aslında  sen olmadan da.Varlığının bir önemi yok ki .Sadece sözler var.Teselli cümleleri.Neye yarar bilinmez bir sürü cümle.Ve hayat devam ediyor.Hayır senin için değil devam eden hayat.Onlar için.Onlar seninle üzülmek zorunda değiller.Seni anlamak zorunda değiller.Herkes eğlenmek zorunda.


Senin yanlışın bu işte.İnsanların seni anlamasını beklemen.Bak nefes alamıyorsun aslında ama kimse bilmiyor.Bilmek istemiyorlar.Sen yalnızsın.Ailen seni nasıl yalnız bıraktıysa çevrendekiler de kendi içlerine çekildiler.Ve sen yalnızsın.Ayakta durabilir misin bu bile meçhul.Karamsar olmamakta senin elinde değil yaşadığın her şey seni zaten karamsarlığa itiyor.Sen yalnızsın farkına var.Üzül ağla kimse yanında değil.Tenine değen gözyaşların canını yaksa da bir şey değişmeyecek sen yalnızsın.Belki de en iyisi bırak hayat aksın insanlar için ama senin için dursun...Her şey bu kadar.

28 Mayıs 2012 Pazartesi

REDD'etmeye Bir Kaç Satır


REDD’etmeye birkaç satır…

Hayatımın en özel yerinde olan gruplarından biri.Belki de en özeli…Ne zaman tanıştım onlarla hatırlamıyorum bile.

Ama 50/50 ile Yalan Dünya’da Keyifli Bir Gün için, Nefes alabilmek ve Mutlu Olmak İçin Bahçelere Daldık onlarla.Deliyim Öperler dedim.Meleksin Güzel Sen Kendinde Ol Yeter dediler.

Birden Kirli Suyunda Parıltılar oluşmaya başladı.Gerçek Dünya’da Roman Kahramanı gibi hem Aşık hem de Çığlık Çığlığa ,  Bak Keyfine dediler.Sorular belirdi kafamda.Ne Olmaya Geldim , Hala Aşk Var Mı diye.Sorulara cevap ararken  fark ettim ki ben Artık Melek Değilim.Sadece Prensesin Uykusuyum.Falan Filan işte.

Senden Sonra Plastik Çiçekler ve Böcek…Bitmeyen cümleler kuruldu.Cümleler birbirini yeniden takip etti.Sanki her şeyi yerine tam anlamıyla oturtmak içindi bu takip.Gecenin Fişi Yok dediler.Anlatmak istediklerini sınırlandırmama adına belki de…

21’in son günlerindeyken içimden bir Çığlık yükseldi.Küçük Bir Çocukken okuduğum Masal’larda ki , oynadığım Oyun’larda ki Astrotanrı neredeydi şimdi ?Aslında Öyle Boş ki Hayat Sevsen de Sevmesen de sonu hep acı. Modern Adımlarla Yaşandım Daha Çok ondan belki de.Tamam Böyle Kalsın dediğim zamanlarda Seni Buldum ve fark ettim ki Özgürlük Sırtından Vurulmuş oldu seninle…Aşk Bu Kadar  Zor mu diye sorduğum sorular ise Dekadans’a uğradı. .Biliyorum Bir Şovalye Var İçimde.Don Kişot gibiyim.Vicdani Redd başladı.Her Neyse işte Aşktı Bu bunu biliyorum sadece.

Bir Varmış Bir Yokmuş diye yeniden hikayeye başladım bende.Yarım Kalan Günlük gibi eksiktim.Ormanda Kaybolmuş Bir Yaprak’tım ve savruldum.Bir Kelebeğin Kanatları yakaladı beni.Keyifli Bir Gün’dü belki de.Ruhların Takası gerçekleşti.Ve birden  Hayat Bir Film Seti’ne dönüştü.Bende Yalnızlık Şarkısı’nı seslendiren şarkıcıya.Aziz Olmak bu olsa gerek diye düşündüm.

Sonra Hayat Kaçık Bir Uykudur Sen Rahat Ol ve Ellerini Kaldır dedim kendi kendime.Aşık Oldum Celladıma aslında ben.Yolunda Gitmeyen Adam’dı o.Aslında Beni Sevdi Benden Çok ve Iskaladık Birbirimizi.Ama Senden Sonra Yavaş Yavaş Yavaş Sevmeden Geçer oldu Zaman.Ormanda Kaybolmuş Bir Yaprak’tım.Bir Yol Bulursun dedin.Ve herşey bitti.Telved Litak gibi tersti belki de her şey.Ama zaman aşıp gitmez cinayet bu farkında değilsin sadece.

Boşver…Ne kadar kolay bir kelime aslında.Ama yaşanılanları bu kadar kolay boşvermek kolay mı ?

Hayatımın öyle bir yerindeymişsiniz ki yazdıkça fark ettim bende.Aynı duygulara sahipmişiz ve siz anlatabilmişsiniz bende sizinle anlayabilmişim kendimi.Bilmezdim ki aynı düşüncelere de sahibiz.Şimdi daha da çok hissediyorum sizi.Sizle birlikte anılarımı…
Her neyse işte bende REDD’ediyorum çoğu şeyi sizin gibi.

21 Mayıs 2012 Pazartesi

bir şeyler işte


Bir şeyler karalamak istedim yine.Bencillik edip bende biraz kendimden bahsetmek istiyorum.


Uzun zaman oldu kendi dünyama dönmeyeli aslında.Yeni farkına vardım hep başka hayatlarda koşturup durduğumun…Hani huzurlu olduğunuz  yerde kalmak istersiniz ya o yüzden bu koşuşturmaca belki de.Ama hiçbir hayatta bulamadım o huzuru.Bende kendi dünyama tekrar döndüm.Bu dönüş içe kapanış değil aslında.Aksine bu dönüş huzura ve kendimi bulmama dönüş…O yüzden bu sabah uyanamama rağmen, saçımın başımın dağınık olmasına rağmen, gözlerimin şiş olmasına rağmen huzurluyum.Neden bilmiyorum ama umutlu uyandığım sabahlardan biri daha J

Birde çevremiz de her şeyi şekil çerçevesine sokan insanlar varya işte onlardan ciddi anlamda nefret etmeye başladım.Benim haz aldığım şeylerden haz alsa gerisinde nasıl olduğunun önemi yok aslında ama bunun farkında değiller.Tuhaf…

Son günlerde de birinin ismini sık sık duyar ve söyler oldum.Onun gülmesi , sarılması , öpmesi çok farklıydı.Tekrar beraber olmayı ister miyim ? Bilmem değişen bir şeyler olduysa belki ama olmadıysa aynı sonuca varmak boşuna zaman kaybı olmaz mı ?

Evde de yalnızım 2 haftadır.Ve o kadar çok yemek yememe rağmen zayıflıyorum.Babaannem farklı demekki L

Evde yalnızım dedim ya bunu duyan insanlarda bizim eve akın etmeye çalışıyorlar bu daha da ironik.Herkesi kendileri gibi basit zanneden insanlar var maalesef ki…

Uzun zamandır sinemaya da gidemedim biri hadi gidelim dese de gidebilsek keşke J

14 Mayıs 2012 Pazartesi

bir kaç soru


Kimse mükemmel hayata sahip değil.Herkesin  eksik bir yanı var.Ama önemli olan eksik yanı tamamlamak doldurmak değil mi ? Peki biz neden sadece bu eksikliklerden şikayet eder durumdayız ? Nedeni bize çevremizin bunu öğretmiş olması…Ne olursa olsun kaybedecek çok şeyimiz olduğunu öğretmeleri..Elimizde neyi tutacağımız konusunda bi bilgiye de sahip değiliz..Çünkü biz hayatımız da önemli olan şeylerin farkına varamadan onları kaybetmeyi seçmişiz.Sadece farkındalık kısmımız kaybettikten sonra ki boşlukta ortaya çıkar olmuş.Bu kısımda da hayatımızın boşluklarında kapılıp gitmişiz.

Ve bende kimi zaman hayatın boşuklarında kaybolmuşum kendimi ararken…

Eksik yanı tamamlamak dedim ya neden gurur kısmında bu kadar zorlanıyoruz ki ? Mutlu olmayı isterken  ondan kaçmakta bizim  şu hayatta başardığımız  en güzel olgulardan birisi bence.Aklımıza  gelen birine  (yani sevmediğimiz birinden bahsetmiyorum)  neden nasılsın diye sormuyoruz ? Bu kadar mı kaçar olduk herşeyden…Peki kaçıyorsak her şeyden neden şikayet ediyoruz eksik yanımızdan ?

İnsanoğlu garip.Zor.Duygusuz.Hissetmeyi bile bilmiyor.Sadece konuştuklarıyla varolduklarını sanacak kadar da aptallar aslında.Bu insanlar sizde olabilirsiniz yada sizin en yakınınız da olabilir.Mükemmel olmayan hayatımızı eksikliklerimizi gözden geçirip neden çabalamıyoruz ki ? Çabalayıp elde edememek başarmaktan daha rahatlatıcı değil midir kimi zaman ?

Sorular sorular sorular…Bana mantıklı cevaplar verebilecek var mı ?


Bu arada dün anneler günüydü. Bende anneler gününü kutladım.Canımdan çok sevdiğim babaannemin anneler gününü kutladım.Halamın anneler gününü kutladım, en yakın arkadaşımın annesinin anneler gününü kutladım.Annem hariç herkesin  anneler gününü kutladım ben.Ben her yıl olduğu gibi bu günü de eksik yaşadım.Olsun o nasıl bensizliğe alıştıysa bende onsuzluğa alıştım.O hariç herkesin anneler gününü kutladım.Anlam ifade etmesede… Annesiyle gülerek zaman geçiren herkesin annler günüydü belki de…Benim olmadığı gibi J

19 Nisan 2012 Perşembe

bir kaç gün..


Ne var biliyor musunuz sadece ilk bir kaç gün zor her şey için...İlk bir kaç gün birisiyle zaman geçirmek zor.İlk bir kaç gün birinden ayrılmak zor.Alışkanlıklarımızın yerini dolduran bir kaç günler zor bizim için..Bu yüzden bir kaç güne ihtiyacım vardı sanırım...

Birisiyle zaman geçirmeye başlayınca ona alışırsınız.Sürekli görüşünce de alışkanlık bağlanmaya doğru yol alır.Bu dostluklarda da böyledir ilişkilerde de..Her ikisinde de alışkanlıklarınızdan vazgeçip yeni alışkanlıklar edinirsiniz.Peki bir gün bunların da sonu gelince ne olur ?

Sade bir boşluk.Ve bu boşluk öyle ilginçtir ki aklınız da bir kaç gün aralıksız o gelecektir.Dinlediğiniz şarkılarda , izlediğiniz fimlerde , okuduğunuz satırlarda... Yine ne ilginçtir ki bunların daha önce bu kadar farkında değilsinizdir.Peki evren neden bizi bu kadar zorlar ? Hatırlatmada ne kadar da iyidir.Bir film de ' Bazen hatırlayarak yaşarız, ama bazen de unutarak.' diyordu adam.Çok etkilemişti beni sözü ama anlamı yoktu etkilerken.Şimdi şimdi nasıl da anlamlı gelmeye başladı.

Hatırlamak ve yaşamak..Unutmak ve yaşamak..Sonuç aynı yaşamak.Ama neden her şey bu kadar zorken yaşamak.Daha basit olsa artık.Yorgunluğumun üstesinden gelmek için daha basit olsa.Kendimi toparlaya bilmek için daha basit olsa.Sadece biraz daha basit olsa..

Şimdi listemde bir kaç özel şarkıyla dinginleşmeyi deniyorum.Bazı şarkıların içinde kaybolmak kadar özel bir şey yok sanırım.Sizi hiç terk etmiycek şarkıların içinde.Siz onlardan vazgeçene kadar onlar sizden vazgeçmiycek olan şarkıların içinde.Yeni bir listeyle yeni bir alışkanlık...Umarım iyi gelirler bana.Siz de denemelisiniz bence..Yeni bir alışkanlığa ne dersiniz ?

Atlatılması gereken bir kaç gün...Sonrasında her şey yine eskisi gibi...

15 Mart 2012 Perşembe

müzik aşk mı ?

Bazen bir müzik duyarsınız takılıp kalırsınız.Belki hiç sizin tarzınız değildir.Belki de hiç sevmediğiniz biri söylüyordur.O an sadece müziğe ve sözlerine kapılmak dışında pek bir şey düşünmezsiniz aslında.Saatlerce başa alıp dinlersiniz.Günlerce haftalarca ilk uyandığınızda aklınızda yine o vardır.


Hareketleriniz müzikle birleşir.Ve hafiften dans etmeye başlarsınız.Belki de daha hızlı dans etmeye başlarsınız.Sadece kapılıp gidersiniz.Belki ağlatır sizi belki de güldürür.Sizi mutlu ettiği kesindir.Hiç bir şey düşünmenize gerek kalmaz sanki onu dinlerken.Gözlerinizi hafiften kapatıp onun büyüsün de kalırsınız belki de.Ağzınızdan onun sözleri dökülür kim bilir..


Bir müziğin belkisi çoktur.İhtimalleri değişir insanlar üzerinde.Ama ama her insan için aynı duyguları hissettiren bir müzik olduğuna inanırım.Bu biraz aşk gibi sanırım.Evet evet bu tek başına müzik için geçerli değil.Aşkta böyle bir şey değil mi ?


Takılıp kalmak , başkasında sevmediğiniz bir çok şeyi onda sevmek , ilk uyandığınızda aklınıza gelmesi , ağlatması veya güldürmesi , mutlu etmesi ve büyüsüne kapılmak... Aşkında belkisi ve ihtimalleri fazladır..


Boşuna binlerce milyonlarca aşk şarkısı yazılmıyor ama dimi ? :):)

13 Mart 2012 Salı

zaman aşımı adaleti...

19 yıl öncesi...Küçüktüm hem de çok küçüktüm.O yaz ateşe bu kadar yakın olduğumu bilmeyecek kadar küçüktüm.Evde ki ağlama seslerini feryatları hatırlamayacak kadar küçüktüm.Ailemin de 35 kişi için içten yandığını görsem de anlamayacak kadar küçüktüm.


Büyüdüm.Ben büyüdüm içimde ki ateşte alevlendi.O yazı hatırlamasam da 35 kişiyi içimde taşıdım.Her 'Madımak Oteli'nin önünden geçerken bende onların acılarını hissettim.Bende alevler içinde yandım her seferinde.Tüylerim diken diken izlerim her gittiğimde de.Her gittiğim de ilk defa görüyormuşum gibi heyecanlanırım içimde ki ince bir sızıyla..


Etrafımda ki insanlardan dinledim.Nasıl bağırdıklarını anlattılar bana gözleri dolu dolu.Nasıl çaresiz olduklarını anlattılar.Bende haykırışları çığlıkları boğazımda düğümlenmiş buldum her defasında.Onlar ne hissettiyse ben de büyüdüm hissettim...


Benim adaletli ülkem kararını yıllar önce vermişti zaten.Hiç kimse suçlu bulunmayacaktı.Davanın kapanması için yollar aranacaktı.Son gelinen durum da zaman aşımı oldu.Zaman aşımı...Geride kalan aileler akrabalar da zaman aşımına uğradı mı acaba ? Her şeyin ilacı olan zaman bu sefer aşıma uğradı ve sönmeyen ateşli yürekleri tekrardan alevlendirdi.Ne garip oysa ki adaleti savunduklarını iddia eden insanlar şu an sadece uyuyorlar.Ve birileri de çıkıp : Ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olsun.. diyor. 


Dava düştü.Zamanı kullanıp davayı düşürdünüz.Peki sizin zamanınız daha ne kadar biliyor musunuz ? Bilemezsiniz ülkeyi içten içe adaletli kılıyosunuz ya zamanın neye göre aşıma uğrayacağını bilemezsiniz...


Sivas'lıyım dediğiniz zaman bir soru sorarlar size.Yananlardan mısınız ? Yakanlardan mısınız ? Fazla söze ne hacet sanırım...


'Bana şiirlerinde şiirlerin de küfür etme diyorlar usulsüz.Lan bu kadar orospu çocuğunu nasıl anlatayım küfürsüz.'  Can Yücel


'19 yıl önce Sivas'ta 35 kişiyi yakarak öldürenler tinerciler değil,kendilerine dindar diyenlerdi.' Can Dündar


Daha ne diyelim ki bu ülkeye.Ne ağıtlar yakalım ne türküler söyleyelim...Hepsi zaman aşımında...

10 Mart 2012 Cumartesi

ruh hali bir kaç satır...

Bir kaç satır yazmam lazım sanırım.Rahatlamak için yazmam lazım.Belki de kendimi daha iyi ifade edebilmek için yazmam lazım.Neyse işte bir kaç satır yazmam lazım.


Duygularım çok yoğun şu sıralar.Ama nasıl anlatacağımı bilmiyorum duygularımı.Hepsi birbirine karıştı sanırım.O kadar çok ağlamak istiyorum ki kimse durdurmasın beni saatlerce ağlıyım.Tek başıma değil ama birinin omuzunda sımsıkı sarılarak ağlamak istiyorum.Bana teselli cümleleri kullanmasın sadece kısacık saçlarımı okşasın...Neden ağladığımı sorgulamadan bir kere de anlasın.Ben hıçkıra hıçkıra ağlarken susturmasın beni.Ağlamamın önemini fark etsin sadece.


Ağlamamın da bir sebebi var tabi ki.Onu burada anlatsam sayfalarca yazsam yine kimse anlamayacak yine kimse anlamayacak.Ama tabi ki de anlıyorum cümlesi kullanılacak yine.Ve farkına varılmadan kalbim daha çok kırılacak.Teselli cümleleri kurulacak.'Alışacaksın , alışmak zorundasın , buda geçecek , zamanla her şey düzelecek...' 


Daha sayabileceğim bir çok teselli cümlesi kurulacak.Ellerinden gelen bu olduğu için belki de bu teselli cümleleri.İşte kaçırdıkları bir nokta var.Teselli vermeye çalışmak o konunun üstüne gitmek birazda.Ve bunun can acıtması daha da fazla.Bu zamanlar da istediğim yada istediğimiz karşımızda ki insanların kafamızı daha fazla bu konuya yöneltmemesi.Mutlu olabileceğimiz taraflara doğru çekmesi.Ama bunu yapmak daha zor geliyor sanırım..


En kötüsü de bu zamanlarda ki hassas ruhumuzu anlamamak.Her şeye sinirleniyo olabiliyoruz.Normal olaylara bile düzgün bakamıyo olabiliriz.Birazda alttan almayı denemezse çevremde ki kimse bende ruhsuzlaşabilirim.Bende atacağım adımlarda sert olabilirim.Sadece biraz da olsa bu durumlar da beni idare etseniz olmaz mı ? Birazcık olsa çok istemiyorum birazcık...Onların da normal olarak dayanamamalarını anlayabiliyorum ama sadece birazcık...


Her insanın belli bir döneminde bu hallere girdiği kesin.Bu zamanlar da terslemedim kimseyi.Onlara tepki göstermedim.Ama nedense çevremde ki en yakınlarım bile şu sıralar o konumdalar.Böyle olunca dertlerimi sıkıntılarımı anlatmak istemiyorum artık.İçimde biriktiriyorum.Ne çok şey biriktirmişim içimde bilmiyorum bile.Ama yaşadıklarımı ben istemedim ki.Ben bir şey yapıpta pişmanlığından bu hale gelmedim ki.Ben hiç böyle birisi olmak istemedim ki.Çok şey istemiyorum ki birazcık anlayış.İnsanların bana baskılarından dolayı onlardan kendimi iter hale geldim.Ben onları gerçekten kaybetmek istemedim ki.


Gereğinden fazla şey istiyorum farkındayım.Duyguların aşıkken bile karşılıklı olması zor.Ailenin anlaması zor.Dostların anlaması zor.Ne kadar derinmişiz ki kimsenin duygularımızı anlamadığın farkına varamamışız...


Şimdi kalabalık içindeki yalnızlığımdayım yine.Boğazımda düğümlenen hıçkırıklarımla..Gözümde hazır bekleyen gözyaşlarımla..Binlerce kelimemle..Peki ne olucak bunlar ? Ne olacağı belli ben yine içimde her şeyi yaşamaya çalışacağım sahte gülümselerin ne olduğunu daha iyi keşfedeceğim.Ve en yakınıma dahi bunu yansıtmamayı deneyeceğim.Ne kadar doğru bu bilmem ama istenilen beklenilen bu benden...


Daha binlerce bir kaç satırım  var benim.Bir gün birisi çıkıpta bana bu satırları yazmak yerine anlat dediğinde gerçekten bunu istediğinde ben daha huzurlu olacağım...



28 Şubat 2012 Salı

bir sabah...


Bir sabah uyanırsınız , nerden aklınıza geldiğini bilmediğiniz bir şarkıyla.Belki hiç sevmediğiniz bir şarkı.Belki çok sevdiğiniz.Belki de uzun zamandır dinlemediğiniz.Mırıldanıp durursunuz gün boyunca.Bana bu mırıldanmalar sakız çiğnemek gibi gelir çoğu zaman.Rahatlamak gibi.Sanki gün boyunca yaptığımız işlerin stresini böylece daha da hafifletiriz gibi.Size de öyle gelir mi hiç ?
Herkesin farklı bir müzik zevki vardır malum.Herkes aynı müzikleri sevmek zorunda da değildir.Ama yadırgama kısmında bunları göz ardı ediyoruz nedense.Şarkılardan çokta onları söyleyenleri yadırgayıp onlara karşı kendi kendimize duvar örüyoruz.Müzik tarzlarını sevmediğimiz adamlara duvarlar koyuyoruz.Onlar bizim hayatımızın parçaları olmak zorunda kalıyorlar bu yüzden.Bir yerde şarkılarını duyduğumuz da ilk olarak verdiğimiz tepki ;
- Bu adamdan/kadından da nefret ediyorum.
Evladım adamdan kadından bize ne ki.Duyduğun müziğin seni etkilemesi önemli değil mi ? Pardon doğru aynı evde yaşıyorsunuz sana neler neler yaptı da nefret ediyorsun sende haklısın.Ancak böyle bir durum olmalı ki nefret ediyorum diyebilesin bence.Böyle bir tepki karşısında bende soru sorma isteğine giriyorum ve ;
- Neden ki ?
- Neden olsun adamın tipinde meymeret yok.
Evet gerçeklerle yüzleştim.Adamın tipi müsait değil güzel müzikler yapmak için.Ve adamdan nefret ediliyor.Bunun gibi daha bir çok neden var.Saçmalamaktan başka yaptığımız bir şeyin olmadığınıda görmüş oluyoruz.Tabi buna katılmak zorunda değilsiniz.Şahsi fikirlerim benim.Ama bunun doğruluğu siz katılmasanızda bir çok insan için var.
Hayatınızda ki müzikleri neyle yadırgadığınızın farkında değilsiniz.Şu sıralar da bir çoğunuzun dilinde Can Bonomo var.Ne dediğini neler yaptığını anlamayacak kadar da kapatmışsınız kendinizi.
Müzik tarzının farklı olması, giyiniş tazının farklı olması, ses tonunun farklı olması ,mimiklerinin hareketlerinin farklı olması... Sanırım size bu kadar farklılık ağır gelir oldu.Eurovisiona katılmasına bu yüzden o kadar tepki veriyosunuz belki de..
Ama hiç kimse farkında değil adil bir yarışmaya katılmadığının.Sadece ülke çıkarları olan bir yarışma.Kimsenin sesi müziği değerlendirilmeyecek yine rahat olun..

Can’ın şarkısına gelince duyunca eğlenilmeyecek bir şarkı değil.Ve Can’ın sesi + mimikleri + hareketleri ile birleşince gereğinde fazla iyi hale bürünüyor.Dalga geçen insanların da neyin kafasını yaşıyorlar bilmiyorum.
Bir de tabi eurovisiona katıldığını duyunca da aşık olanların sayısı bilmem kaç kat arttı.Komik ve ironik diyorum sadece.Popüler kültür olma çabası buda... 


Bir sabah uyanırsınız aklınızda bir müzik sizi düşüncelerden düşüncelere atar işte...